Şubat
16
2011

Nihat Eren İle Muhsin Yazıcıoğlu Üzerine Röportaj

Kategori : Röportajlar
Yorumlar : Yorum Yok

Değerli Siirt Manşet okuyucuları, bu haftaki siyasetçi konuğum, 1957 ‘de İstanbul’da doğan büyük dedeleri Siirt ili Tillo ilçesinden olan NİHAT EREN olacak. Sayın EREN’le bugün sadece kiminin kaza dediği, kiminin sabotaj olduğunu iddia eden o amansız helikopter kazasında kaybettiğimiz rahmetli MUHSİN YAZICIOĞLU’nu konuşacağız.   

Türkiye’nin ve Avrupa‘nın birçok bölgesinde çeşitli sanayi ve ticari faaliyetlerde bulunan NİHAT EREN, MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği) bünyesinde 5 yıl yönetim kurulu üyeliği ve Tekstil Komite başkanlığı yaptı. 1992 ‘den bu yana sürdürdüğü üyeliği çeşitli komisyonlarda görev alarak devam etmektedir. TİGSAD (Tüm İç Giyim ve Sanayicileri Derneği) Kurucu ve yönetim kurulu üyeliği yaparak, TİGİSAD (Tillo’lu  Genç İş Adamları ve Sanayiciler Derneği ) yönetim kurulu danışmanlığı görevini hala sürdürmektedir.  

UTESAV (Uluslararası Teknolojik Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı) Mütevelli heyeti ve kurucu yönetim kurulu eski üyeliğini de yapan NİHAT EREN, İTO (İstanbul Ticaret Odası) 67.  Spor ve İç Giyim komite üyesidir ve SEV (Siirt Eğitim ve Kültür Vakfı)’nın yeni yapılandırılan yönetiminde mütevelli heyeti üyesi olarak görev yapmaktadır.   

BBP (Büyük Birlik Partisi)’de 2001 yılında İstanbul il yönetiminde siyasi hayatına başlayan NİHAT EREN, partisinin MKYK üyesi olmuştur. 2002 genel seçimlerinde Siirt ili birinci sıra milletvekili adayı oldu. Şehit genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun Güneydoğu Anadolu danışmanı ve parti bölge müfettişliğini görevini uzun süre devam eden NİHAT EREN; BBP, YİK  (Yüksek İstişare Kurulu) başkan yardımcılığından ve BBP den 24/ 12/ 2010 tarihinde istifa ederek ayrıldı.   

Muhsin Yazıcıoğlu Gönülden Bağlılar Platformu adında bir çalışmada bir çok arkadaşıyla yer alan ve halen Türkiye ve Türk-İslam coğrafyasında örgütlemeye çalıştığı, platformun sözcülüğünü de üstlenen NİHAT EREN, sosyal ve siyasi çalışmaların içerisinde olabildiğince hiç bir parti ve kurum gözetmeksizin muhafazakar-demokrat bir anlayışla Türk İslam ülküsünü her mahfilde seslendirmektedir.   

Ak Parti Kasım 2010 Siyaset Akademisini bitirmekte  olup, kurucu sözcülüğünü yaptığı Platform adına Şehit Muhsin Yazıcıoğlu ve Milli Mutabakat Çağrısı konulu konferanslar vermektedir. Haberhilal adlı İnternet Gazetesinde köşe yazarlığı ile beraber Genel Yayın Yönetmeliğini sürdürmektedir.   

2010 nun son haftasında siyasi, sosyal düşünce ve projelerinin kıymetlendirileceğine inandığı AK Parti’nin İstanbul Bahçelievler teşkilatına üye oldu. Halen İstanbul’da ikamet etmekte olup evli ve dört çocuk babası olan NİHAT EREN, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile ilgili çeşitli araştırmaları ve yazıları vardır.   

Sayın başbakanımız Recep Tayip Erdoğan’ın1997 de  ilimizde yaptığı ve ceza almasına sebep olan o gezide MÜSİAD heyetinin başında sayın başbakanımızla ilimize gelen NİHAT EREN, AK Parti’ ye geçerek sayın başbakanımızla olan dostluğunu ve yoldaşlığını bıraktığı yerden devam ettiriyor.   

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Nihat Eren, 1957 İstanbul doğumluyum ama aslen Siirt Tillo’luyum. Yani rahmetli dedem Tillo’dan İstanbul’a gelmiş. Birçok Sivil Toplum kuruluşunda, yönetiminde görev alıyorum. Tekstilcilik yapıyorum ama şu anda kardeşlerime devrettim o işi. 

Bu sivil Toplum kuruluşların başında MÜSİAD var. Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği Yönetim Kurulu üyeliğini ve tekstil komite başkanlığını 5 yıl yaptım. TİGİSAD , Tillo’lu Genç İş Adamları ve Sanayiciler Derneği Yönetim danışmanlığını yapıyorum.  

Tabi ben tekstilde iç giyim üretimi yapıyordum, dolayısıyla Türkiye Tekstilci iç giyim derneğinin de kurucu yönetim kurulu üyesiydim. İstanbul Ticaret Odası komite üyesiyim. Büyük Birlik Partisinde yaklaşık 10 senedir politika yaptım ve ilk siyasi çalışmamda orda başladı. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun Güneydoğu Anadolu danışmanlığını ve Partinin Güneydoğu Anadolu Bölge Müfettişliğini yaptım. MKYK’sinde yer aldım.  

Yaklaşık bir buçuk ay öncede rahmetli genel başkanımızın vefatından da etkilenerek Büyük Birlik Partisinden ayrıldım, yani orda artık yapabileceğim bir şey olmadığının kanaatine vardım ve AK Partiye dahil oldum. Şu anda İstanbul AK Parti üyesiyim.  

Geçmişte ki bütün yakın arkadaşlarımda orada zaten.  Bütün bu çalışmaların dışında da en sonda rahmetli büyüğümüzün vefatından sonra ona olan sevgi ve vefamdan dolayı oluşturduğum. Muhsin Yazıcıoğlu Gönülden Bağlılar Platform’unun kurucusu ve sözcülüğünü yapıyorum. 

Yaklaşık 50 ye yakın kurucu üye ve il temsilcisi ile yani vefalı ve ona gönülden bağlı dostlarımla kurdum. Platform olarak birçok faaliyet içerisindeyiz. Onu tanıtan kitapları basıyoruz. Bütün Türkiye’nin elit ve yönetim kadrosuna yolluyoruz. Amaç şehidimizin varlığını,  Anadolu toprakları üzerindeki ana unsurların kardeş olmasında tesis etmek.  

Bunun dışında bir makale yarışması  var, Celaleddin Harzemşah-Muhsin Yazıcıoğlu Rol Modeli Makale Ve Araştırma Yarışması. Rahmetliyi tekrar anlatan, hatırlatan ve onu rol modeli yapacak gençleri yarışmaya davet ediyoruz. 

Ayrıca Her Cuma Türkiye’nin her yerinde,her cuma bir mevlit düzenliyoruz. Böylece rahmetlinin manevi gıdasını, okunan yasinlerle fatihalarla biz buradan temin etmeye çalışıyoruz. Tamamen siyaset üstü bir çalışma olan Gönülden Bağlılar Platformu tamamen gönüllü bir çalışma. Şu an Siirt’de de bu yüzden bulunuyorum.  

Muhsin Yazıcıoğlu Gönülden Bağlılar Platformuna öncülük ediyorsunuz? Platformunuzun hedefi nedir? 

Esas hedefi Muhsin Yazıcıoğlu’nu anıt adam haline getirmek. Yani unutulmayan, tüm hayatı boyunca ortaya sergilediği ülke bütünlüğünü üstün tutan davranışlarını, ilkeli ve tutarlı prensiplerini yeni nesil’e aktarmak ve onu anıt adam haline getirerek unutturmamak. Fikirlerini, yani benimde paylaştığım bu Türk İslam Ülkü’süne uygun düşünce ve fikirlerini oluşturacak, milli yerli düşünen Anadolu kültürüyle bütünleşmiş yeni gençler yetiştirmek. 

Geçenlerde basında yapılan bir röportajımda da bahsetmiştim. Bundan sonra hedef “Bir ölürüz, bin defa diriliriz” özdeyişinden yola çıkarak 1000 tane yeni Muhsin Yazıcıoğlu yetiştirmek  inşallah. Yani onun tabiatına, onun meşrebine uygun, onun hoşgörüsüne, onun iyilikseverliğine ve onun ilke ve davranışlarına uygun yeni gençleri yerleştirerek belki aralarında doktor olacak, bürokrat olacak, bilim adamı olacak, teknik adam olacak ona bir Muhsin Yazıcıoğlu profili olabildiğince oluşturacak yeni gençleri yetiştirmede 2023 yılında hedef koyduk. İnşallah 1000 tane yeni Muhsin Yazıcıoğlu yetiştirmeye katkıda bulunmak, genel olarak platformumuzun amacı bu. 

Böylece şehit büyüğümüzü  rol modeli kabul edecek yeni bir nesil oluşturmak amacımız.   

Muhsin Yazıcıoğlu ile ilk nasıl tanıştınız?

Muhsin Yazıcıoğlu ile ben 1980 öncesi bu ülkücü genç tabir edilen kesimdeydim. Amcamın çocuğundan da etkilenerek o davaya gönül verdim. Ancak 1980 ihtilalinden sonra doğrusu ben o kimliğimi daha doğrusu MHP’li üyeliğimi kendi elimle yani arzumla iade ettim. Çünkü 1980 sonrası MHP’yle artık çok uzlaşabilir ortak taraflarımız yok idi. Birçok sosyal çalışmanın içerisine girdim. Doğrusu  insandaki ideal ve hedefleri, sosyal çalışmaları bir şekilde seslendirmeyince, işleriniz nedeniyle siyaseten meşgul olmayınca yok olmuyor. Bu sosyal çalışmalardan sonra da 2001’de siyaset yapmaya karar verdim ve Büyük Birlik Partisine o zaman katıldım. İstanbul il yönetiminde görev alırken de rahmetli genel başkanımızla mesaimiz başladı ve o vefat edene kadar devam etti.  

Kazadan 15 gün önce Yazıcıoğlu’na yapılan suikast ihbarı neydi?

Kazadan 15 gün öncesinin de öncesinde rahmetli genel başkanımız birçok kazalara muhatap oluyordu. Bu hepimizin dikkatini çeken bir olaydı ama her defasında kendisinin de o engin hoşgörüsünün ortaya koyduğu fikirlerle bunları hep geçiştirdik. Yani bu tesadüf dedik, şunu dedik, bunu dedik ve doğrusu kendisi başta olmak üzere yakın çevresi bizler bunu dikkate almadık ama 15 gün öncede bir ihbar var mıydı bilemiyorum tabi ben şunu söyleyebilirim rahmetli genel başkanımız yani ben her an en yakınlarındayım diyemiyorum. Ancak hiç adeti olmadığı halde son aylarda çantasında silah bulundurduğunu biliyorum. 

Yüksek teknolojiye rağmen enkaz 48 saat sonra bulunabildi. Üstelik köylüler buldu. İlk gün GSM şirketinin verdiği koordinatlara rağmen niçin enkaza ulaşılamadı. 3.gün seyyar baz istasyonu kuruldu. Bu işlem neden ilk gün yapılmadı?

Yani sizin sorduğunuz bu soruları bizde sorduk. Çünkü biz bunları yapacak muhatap kişiler değiliz. Bunları görevlilerinden, ilgililerinden bekledik ancak ne yazık ki bunlar olmadı. Yüksek teknolojiye rağmen yani bütün bu anlattıklarınız aslında halen olabilecek şeylerdi olmadı. Bence genel olarak neden olmadığına, biz bu işlerde çok ciddi ihmaller olduğunu düşünüyoruz. Belki kasta varan tutumlar var. Tabi öyle bir niyet oluşunca, olması gereken çokta şeylerin hiçbirini yapmadılar. Bunların içerisinde bu iletişimle ilgili devlet mercisinden tutunda Jandarmaya tutunda, silahlı kuvvetlerinden, Ulaştırma Bakanlığına kadar hatta Kayseri valisinde ciddi ihmaller var.  

Kazadan hemen sonra Kayseri Valisi Mevlüt Bilici, “Kurtarma ekipleri olay yerine ulaştı. Yazıcıoğlu yaralı, şuuru açık hastaneye götürülüyor” dedi. Bu ifade kurtarma çalışmalarını yavaşlattı. Kayseri valisine bu bilgi nereden geldi? Neden böyle bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti?

Kayseri Valisi, Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden bu bilgiyi aldığını söyledi. Emniyet Müdür’ü de Jandarma İstihbaratından bu bilgiyi aldığını söyledi. Ancak bakın farklı bir yorum getireceğim, şu ana kadar çokta basında yer alan bir şey değil. Şimdi Vali beye göre genelde bu hatalı tutumun faturasını herkes Vali beye kesti. Çünkü en yüksek merci o, sen altındakilerden gelen bilgileri teyit etmeden niye yayınlıyorsun diye herkes ona sitem etti. Ancak o şunu dedi. Ben bu bilgiyi kamuoyuyla paylaşmadım. Ben bu bilgiyi BBP ilgilileriyle paylaştım. Dolayısıyla kamuoyuna açıklayanlar ben değilim BBP. Böyle bir şey iddiasında bulundu. Bu tabi partilileri töhmet altında bırakan bir iddia. 

Ancak her şeye rağmen bir de şöyle bir şey söz konusu. Kayseri Valisi aslında doğru bir bilgi almıştı. Yani Muhsin Yazıcıoğlu’nun belki de diyorum, bizim de ortak kurduğumuz bir varsayım, belki de Allah rahmet etsin Muhsin Bey’e giden ilk ekip buldu ve yapılan kontrolde kaburgasında zedelenme, ayağının kırık olduğunu gördüler ve bunu Kayseri Valisi’ne söylediler. Kayseri Valisi tabi belki Emniyet, İstihbarat ve  Valilik gerçekten bu açıklamayı yaptığı ancak kötü niyetli ve işte rahmetliye suikast de bulunanlar hiç beklenmedikleri bir kurtarma ameliyesinin gerçekleştiğini görünce müdahale ettiler. Bir iddiaya göre yani bunları tekrar ediyorum kamuoyuna hiç konuşmadım ama bir iddiaya göre rahmetli Genel Başkanını söz konusu hastane yerine başka bir yere aldılar ve orda belki tuttular ve belki orda kasti canına kıydılar ve ondan sonra tekrar kaza yerine getirip bıraktılar. Dolayısıyla burada Kayseri Valisinin bu kadar kendinden emin açıklamasını yanlıştı ve bulmayı geciktirdi diye yorumlayanlar olduğu gibi hayır, bu doğru bir tespitti. Kayseri Valisin e verilen doğru bilgiydi. Bunu o bilgiyi kamuoyuyla beraber bu şer kuvvetlerde alınca engellediler. Muhsin Yazıcıoğlu’nu yaralı halde aldılar, sonra canına kastettiler ve tekrar helikopter kazası sonucu ölmüş gibi yerine koydular diye bir iddia var. Bunu asla biz doğrulayamıyoruz. Çünkü bunu doğrulayabilecek mercide değiliz.  

İhlas Haber Ajansı muhabirinin fotoğraf makinası ve kamerasına ne oldu? Bilinci yerinde olan İsmail Güneş’in sıcağı sıcağına olay yeriyle ilgili çektiği görüntülere ne olmuş olabilir?

İsmail Güneş’in olay sonrası  çektiği fotoğraflardan bakın benim haberim yok. Çünkü neden, hiçbir şekilde kamuoyuyla paylaşılmadı. Yani benimde kamuoyunun bilmediği bilgilerim var ama ben doğrusu bunu bilmiyorum. Yani kazadan sonra çektiği resimler var mı hiçbir fikrim yok. Olabilir, yani aslında konuşması, o hanımefendiyle telefonla konuştu. 1 saat kadar yardım talep etti, iletişimini devam ettirdi. Doğrusunu istersen, 1 saat telefonla konuşabilen birisinin fotoğraf çekmemeyi akıl etmesi mümkün değildir. Bence de kaza sonrası fotoğraflar çekilmiştir. Ne oldu, bakın ben size ne olduğunu tahminen söyleyebiliyorum. Çünkü rahmetli genel başkanımızın da cep telefonunun sim kartı çıkarılmıştı. Teslim edildiğinde dolayısıyla o anda sim kartı kim çıkardıysa muhtemelen İsmail Güneş’in rahmetlinin çektiği fotoğraftaki filmleri de veya fotoğraf makinesinin kasetini de alan aynı güçler.   

Kazazedelerin cep telefonları neden sinyal vermedi? İHA muhabiri İsmail Güneş’in telefonunun şarjı bitince neden diğerlerinin telefonlarını kullanmadı? Onların da şarjı bitmiş miydi yada telefonlar kullanılmaz halemi gelmişti?
Bana gelen bilgiler İsmail Güneş’in kendi telefonunun şarjı  bittiği sonra da diğerlerinin telefonlarıyla da görüşme yaptığıdır. Çünkü 1 saatten fazla süren görüşmeler benimde kanaatim tek telefonla olmayacağıdır. Ama sonuçta bütün başta Allah rahmet eylesin eski genel başkanımız Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere ve kazazedelerin tamamının cep telefonlarının sim kartı telefonlardan alındığı sonra ben şeyi takip ettim, Muhsin bey’in telefonu eşi Gülefer Hanım’a kazadan bir hafta sonra ancak içindeki sim kart silindikten sonra verildiğidir.  

Helikopterde ELT cihazı var mıydı, yok muydu? Varsa neden çalışmadı? Pilot Kaya İstektepe’nin kazadan iki gün önce ELT cihazının arızalı olduğu yönünde firmaya bilgi verdiği ancak buna rağmen bir şey yapılmadığı iddiası doğru mu?

Şimdi ben firmaya ELT cihazınız bozuktur diye bir başvurusu olduğunu ilk defa duyuyorum ama her helikopterde muhakkak olması gereken ELT cihazı bir iddiaya göre helikopterde yoktu. Yani bu uçucu şirketin, yani bu esas holdinge bağlı helikopter firmasının çok büyük bir ihtimalidir. Bir iddiaya göre de bu ELT cihazı vardı ancak çarpma anında kırıldığı, bir iddiaya göre de vardı, sağlamdı ancak işte sinyalizasyon sağlıklı bu yüzden yapılmadığı amacına yönelik ilk gelen ekipler tarafından bu ELT cihazı ortadan kaldırıldı. GPS cihazının varlığı bile hala net değil. 

Muhsin Yazıcıoğlu son mitingi yaparken alanda bulunan helikopter neden ayrılıp geri geldi? Yetkililer yakıt aldığını  söylemesine rağmen havalandıktan sonra 20-25 dakika sonra düşen helikopter neden patlamadı? 

Evet bu işte biliyorsunuz uçak burun üstü yere çakıldı. Aslında orası çok dik yamaç değildi. Biz tabi kazadan sonra gittik oraya aslında bir vadi, zaten Kanlı Çukur Vadisi diyorlar. Dolayısıyla belki çok şiddetli bir çarpma olmadı veya aslında öyle de demememiz lazım. Çünkü burun kısmı içeri gittiği ve rahmetli genel başkan arka koltukta oturmasına rağmen etkilendi ve işte çarpıldı. Buna rağmen niye ve nasıl patlama olmadı, doğrusu bu birazda teknik bir konu ama araştırılması gereken bir ayrıntı.  

Helikopter rota olmadan mı uçuşa çıktı? Rotası belliyse uçuş süresinden kaza yerinin bilinmesi gerekirdi? Rota değiştirdiyse pilot bunun için izin aldı mı?

Şimdi rotayı zaten kendisi oluşturup bunu kuleyle paylaşması lazımdı. Bunu yaptıklarını söylüyorlar, yapılmadığı söyleniyor. Nitekim bu tür konuşmaları kayıt eden cihaz var ve bu cihaz helikopterin panelinde yani gösterge kumanda panelinde, o panelde ortadan kayıp. Yani pilotun kuleyle konuştukları, rotası ve irtifasını tespit eden o göstergelerde kayıp. Dolayısıyla bütün bunlar oldu mu olmadı mı şu anda ne yazık ki Devlet Denetleme Kurulunun ve meclisin yaptığı araştırmalar sonunda bile netlik kazanmadı.  

Neden enkazı bulan köylülerin cep telefonlarına el kondu? 
 
Köylülerin görüntüleri medyaya satacaklarından mı çekinildi, yoksa başka bir neden var mıydı?

Yani köylülerin görüntüleri medyaya satacaklar ihtimalini hiç sağlıklı değil, mantıklı  değil, makul değil. Muhtemelen köylülerin daha sonra Gülefer Hanımefendi’ye de verdiği ifadesinde özellikle bir köylünün “bizim çoluk çocuğumuz var” manasındaki sözlerinden anlıyoruz ki kamuoyuna kazanın görüntüsü ve kaza sonrası o tablo kamuoyuna farklı anlatıldı. O köylüler zaten bu işi gönüllü yapmışlardı yani resmen vazifeli değillerdi. Dolayısıyla gerçek görüntüleri oradaki köylüler tarafından anlatılmasın diye de hem belki tembihlendi, tehdit edildi, hem de böyle bir şey yapmalarını engellemek içinde cep telefonlarına el konuldu.  

Kapalı cihazlardan bile sinyal alınarak yer tespiti yapılabilirken, İHA muhabiri ile yapılan 20 dakikalık konuşmanın ardından nasıl yer tespiti yapılamadı?

Yani nasıl yapılamıyor çok ilginç. Zaten kamuoyunun da sorduğu soru bu. Maniplasyon var, yani biz hep bu işin sabotaj olduğunu düşünüyoruz. Doğrusu bu sabotajı hazırlayanlar bu tür yapılması gerekenleri yapmadılar ve bunlar içinde her defasında bir kılıf uydurdular. Biliyorsunuz gelen sinyallerle kazanın olduğu alan olabildiğince daraltılarak ortaya konuldu. Ancak aramalar bu alanın çok uzağında gerçekleşti. Dolayısıyla doğal bir ölüm havası vermek için bu olması gereken, nasıl olmaz ? dediğimiz şeyleri olmaz yaptılar.   

Kaza yapılan bu helikopterin tüm uçuşlarda var olan radar kayıtları son uçuşta niye yok?

Radar bir merkezden çevredeki oluşan bütün uçuşları kayda alan bir sistemdir. Dolayısıyla helikopterin uçuşlarının, seyrinin bir radar tarafından tespit edilmediği, alınmadığı konusunda doğrusu çok fikrim yok ama ben tekrar ediyorum, burada görevli kurum ve kuruluşların çok ciddi ihmalleri var ve bunun biraz daha derinlemesine araştırdıkça ihmalleri etkisinde kasıtta var. Yani benimde bu manada söyleyebileceğim özellikle hava profiliyle ilgili ihmal ve kasta varan farklı , farklı senaryolar var. Yani radar kayıtları niye yok.  

Onların dışında 25 Mart’ta kazanın yapıldığı gün Batman semalarında AVAX uçakları gözüktü. AVAX uçakları tepelerinde çok kuvvetli sinyalizasyonu olan, radarı olan ve havada seyrettiği zaman, havada o anda seyreden işte belli bir mesafeye kadar olan uçaklarla ilgili bilgiler alıyor ve onlara yolladığı sinyallerle, onların rotalarını değiştirebiliyor, onların yönlerini değiştirebiliyor. Bu AVAX uçakların böyle bir kabiliyeti var ve bu geçmişte AVAX uçakların bu tür kabiliyetlerini kullanarak işte sabotajlar ve helikopter düşürme olaylarına neden oldu.  

Dolayısıyla kazadan 2 saat sonra Batman semalarında görülen acaba AVAX çok değil 200- 300 km uzaklıktaki Maraş’ın o Keş dağlarında acaba rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan helikoptere rotasını değiştirerek bir sabotaj mı yaptı. Yani verdiği sinyallerle, saptırmalarla sonuçta pilotun kontrolünü elinden kaçırmasına sebep oldu. Bu sorulabilinir. Onun dışında ne yazık ki hava kuvvetleri o bölgede F-4 ve F-16 dahil 74 Km içerisinde uçuşların olmadığını belirtti. Ancak DDK’nın raporuna göre Hava kuvvetleri bu sorulara kaza sonrasında cevap vermedi. Ve  o andaki trafik seyrini ortaya koymakta çok gecikti. Sonra da verilen bilgilere göre o saatlerde bizim uçaklarımız orada değildi gibi çok net olmayan görüşleri ortaya attılar. 

Bilindiği gibi bir skorski helikopter o bölgede ve anladarda düştü. Ancak bu kamuoyundan gizlendi. Doğrusu bu bizi ve kamuoyunu çok tedirgin etti. Çünkü bugün Türkiye’nin başına bela olan bir GLADYO var ve bu GLADYO hakikaten olmazları oldurabilen çok güçlü bir çete görünümünde. Bunlar milletin geleceğine kastetmişler. Dolayısıyla rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu vizyonu olan ve aldığı oy oranının çok üstünde bu milletin geleceğine tesir edebilecek evsafta, kabiliyette ve karizmada birisiydi. Dolayısıyla Türkiye’nin şer güçleri ve Türkiye’ye kastedenler belki yakın gelecekte milleti yöneten kadrolara dahil olacak bir lideri bugünden ortadan kaldırmayı kendi menfaatleri açısından uygunda görmüş olabilirler. 

Dolayısıyla bu çeteler ne yazık ki Silahlı Kuvvetleri de sızmış durumdalar. Ben bütün bunları umuyorum ki Devlet Denetleme Kurulu’nun ortaya koyduğu rapor çerçevesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırmasının raporlarında yayınlandıktan sonra hem Sayın Cumhurbaşkanı, hem de Sayın Başbakanımızın gayretleriyle gerçekler su yüzüne çıkacaktır. Bu millet ortaya çıkacak olan bu gerçekler ışığında belki Muhsin Yazıcıoğlu’nu şehit vermiştir, kurban vermiştir ama hiç olmazsa geleceğinden ve bundan sonra yetiştireceği bu kıymetli evlatlarının heder olmamasından emin olur ve geleceğe güvenle bakar.  

Kazanılmayacağını bildiğiniz halde neden Çağlayancerit’te miting yapıldı? Bu kazanın oluşmasında Parti teşkilatının payı yok mu?

Ben Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterle seçim çalışmasına karşı koymasına ve kiralanmamasıyla da ilgili karşı çıkış iradesini ne yazık ki kırdılar. Yani partinin herhalde Çağlayancerit teşkilatını ve Kahramanmaraş teşkilatına mensup birtakım partililer onu ısrarla bu helikopter seyahatine ve Çağlayancerit’teki mitinge çağırdılar. 

İşte bildiğiniz gibi hiç  kazanma ihtimali olmayan bir yere genel başkan, ‘’kaynaklarınızı sarf etmeyin, paranızı başka yere harcayın’’ demiş olmasına rağmen 1 saate yakın süren telefon görüşmelerinde karşı tarafı bir türlü ikna edemedi. Tabi burada partinin üst yönetimini de suçlamıyorum ama sorgulamak lazım. Çünkü Muhsin Yazıcıoğlu’yla sen bir seçim zamanı niye bir ilçe başkanını muhatap ediyorsun ? Genel başkanım istemiyor musunuz bu seyahati gerekli görmüyor musunuz denilip Genel Başkan bu zor durumdan kurtarılmalıydı.

Muhsin Yazıcıoğlu çocuk değil ki seni dinlemesin hiyerarşiye uyan birisi. Peki efendim deyip bir daha o adamla Genel Başkanı muhatap etmemeliydi. O an araya girerek bunu reddetmesi lazımdı. Yani parti genel başkan yardımcıları, o bölgenin sorumlularının birazda vazifesi bu, ancak bu yapılmadı. Biliyorsunuz seçim sürecinde bir aday ile partinin genel politikası bazen çelişebilinir.İşte orada genel merkez lehine, genel başkan lehine ikinci adamların devrede olması şarttır.

Ben bir anımı anlatayım. 5- 6 sene önce bir Bingöl mitingi oldu, o zaman ben bölgenin sorumlusuyum. İstanbul’dan mitinge bende gittim ve miting Bingöl’de yapıldı. Sonra Diyarbakır üzerinden Ankara’ya dönülecekti. Hatta o toplantıda Ökkeş Şendiller vardı, İrfan sönmez vardı. Ökkeş bey partinin Genel Başkan yardımcısıydı. O Maraşlıydı, Maraş’a gitti. Erkenden gitti. Dolayısıyla Diyarbakır’a Muhsin Yazıcıoğlu’nu götürecek yaklaşık 15 kişilik ekipte partiden en üst düzeydeki görevlisi bendim. 

O arkadaşlarımızdan bir tanesi zannediyorum Elazığ ekibiydi, bir minibüsle gelmişlerdi. Dediler ki efendim Diyarbakır’a bizde geliyoruz, müsaade ederseniz Bingöl’den Diyarbakır’a Genel Başkanımız bizim minibüsümüzde yer alsın. Bir arkadaşımız var, şehrin ileri geleni var, Muhsin beyle de sohbet etmek istiyor. Fakat doğrusu sorumlu sahibi olmanın gereği ben dedim ki yani ben minibüsü tanımıyorum, şoförünü tanımıyorum, dolayısıyla Muhsin Bey bu minibüsle Diyarbakır’a yollanmasına izin vermiyorum.  

Onun yerine bizim bir arabamız vardı,  şoför koltuğunda da Batman il başkanımız vardı, onu çok iyi tanıyorum, şoförlüğü çok iyi, yani Allah korusun her türlü trafik kazasına veya yapılabilecek silahlı saldırıda hem mukabele edebilir, çünkü yanında silahları var, hem de arabayı çok rahat kullanabilir. Dolayısıyla ben tanımadığım, tanımamaktan dolayı da güvenmediğim bir şoföre ve bir arabaya ben Genel Başkanımı teslim etmiyorum dedim ve bizim arabaya aldık.  

Nitekim arabamızın da önüne elinde bir kaleşnikof, bir korucu arkadaş yerleştirdik. Çünkü Bingöl’den Diyarbakır’a giderken böyle yaklaşık 5 dakika çok stratejik ve çok tehlikeli bir yer varmış, orda çok şehit vermişiz, askerlerimiz çok saldırıya uğramış ve o şekilde Bingöl’den Diyarbakır’a gittik. Zannediyorum ki Diyarbakır’a indiğimizde çok yakınında bir molada genel başkanımızı ben o minibüse Elazığ ekibindeki arkadaşlarla da sohbet etsin diye geçmesini onaylamıştım.  

Bu bir tedbirdir, geleceği Allah bilir ama eğer bir sorumluluk alıyorsanız onu yerine getirmelisiniz. Yani niçin Çağlayancerit’te helikopterde o partinin, o bölgesinin sorumluları yoktu. Niçin korumalar yoktu. Korumalar çok önemli. Ben Muhsin Bey’in korumalarının hepsini yakından tanıyorum. Hepsi gerçekten çok fedakar, serden geçti insanlar. Yani belki de o kaza anında kendilerini siper edebilecek kadar seven insanlardı, beklide siper edeceklerdi veya işte koruma polisi eğitimini aldıkları için belki orada farklı bir teknikle rahmetliyi koruyabileceklerdi.  

Yere yumuşak bir iniş yapılabilinirdi veya orda sözü edilen saldırıları, orada ki sabotajları bir polis kimliğiyle bertaraf edebileceklerdi. Bunu içinde ortaya bir irade koymak lazımdı. Yani rahmetlinin helikopterdeki arkadaşlarının hepsi can siperane olan ve fedakar partililer ama böyle bir helikopterde bu partililere izin vermemek ancak partinin diğer yetkililerin işi, Muhsin Bey’in işi değil. Çünkü genel başkanımız asla kimseyi kırmayacak bir tabiattaydı. Yani efendim bende geleyim mi, iyi gel, bende geleyim, iyi gel. Yani onu koruyacak onun yardımcılarıydı bölge sorumlularıydı. Ama böyle bir irade ne yazık ki ortaya koymadılar. Belki kurumsal yapımız yetersizdi bilemiyorum. Çok can sıkıcı bir durum.

Ve en önemli soru, bu sorulara cevap verecek olan merci neresi? Ulaştırma yada İçişleri Bakanlığımı? Yoksa Jandarma bölgesi olduğu için Genel Kurmay mı?

Yani bütün bunları birbirinden ayırmak mümkün değil. Bütün bu kurumlar bu işten sorumlular, yani Türkiye iletişimle ilgili kurumundan tutunda Ulaştırma Bakanlığına kadar, Silahlı Kuvvetlere kadar yani Jandarmaya kadar bu işte herkesin sorumluluğu var. Zaten kurtarma operasyonu ortak yapıldı, yani Sayın İçişleri bakanı da ordaydı. Jandarmanın araştırma ve dağ arama kurtarma ekibinden tutunda özel birliklere kadar yani Askeri en iyi eğitilmiş kurtarma ekiplerinden hepsi ordaydı. 

Dolayısıyla eğer 2 buçuk gün, 3 gün sözgelimi sürüyorsa bir kurtarma ekibiyle buda başarısızlık ad ediliyorsa bunun sorumluları ve kabahatlileri bence söylediğim kurumlardır. 

Belki konuyla ilgili son söyleyeceklerim şu alabilir. Şu an itibariyle yukarıda sözünü ettiğim gerekçelerle parti,kurtarmayı beceremeyen TSK ve ilgili kurumlar şu andan itibaren bir öz eleştiri yapmalıdırlar. Ve bunun gereği yeni yapılanmalar hemen oluşmalıdır.  

Doğrusu ben sayın Başbakanımızın samimiyetine yürekten inanıyorum. Kardeşim, dostum,arkadaşım dediği Muhsin Yazıcıoğlu’nun kazasını en yakın zamanda gerçek nedenleriyle ortaya çıkaracak mekanizmayı vereceği talimatlarla başlatacağına inanıyorum.  

Burada kaybettiğimiz Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşı gözüküyor olsa bile aslında geleceğine ve huzuruna kast edilen büyük Türk milletidir, Anadolu insanıdır.

Haber Kaynağı: Siirt Manşet / Reşit Çakır

Yorum yapın