Kasım
29
2010

MUHSİN YAZICIOĞLU

Kategori : Makaleler
Yorumlar : 1 Yorum

Ahmet ÇİÇEK  Antalya İl Temsilcisi   

 Muhsin YAZICIOĞLU Gönülden Bağlılar Platformu olarak; Yürekten söyleyecek sözleri olan bizler merhum şehit Muhsin YAZICIOĞLU’ nun dünya görüşünü, insan sevgisini, fedakarlığını, yozlaşmaya direncini, yardım severliğini, ilkeli ve sabırlı öğretisini, milli ve yerli duruşunu Türk ve dünya kamuoyuna anlatmak amacını taşıyoruz. Cumhuriyetin 100. yılında 2023 de Bin Muhsin YAZICIOĞLU genç hedefliyoruz.

         Toplumların model şahsiyetlere ihtiyacı vardır. Bizim toplumumuzun da model insanlara ihtiyacı vardır ve bize göre Hz. Peygamber(s.a.v.)’in izinde gitmeye çalışan ve bunun mücadelesini yürüten şahsiyetler topluma model olarak sunulmalıdır.

           Muhsin YAZICIOĞLU Makam uğruna ideallerini bırakmayan, dik duruşunu, dürüstlüğünü hiçbir zaman kaybetmeyen, mücadeleci inançlı, inançlarından taviz vermeyen, dürüst, temiz, alçakgönüllü, mütevazi,  menfaat gütmeyen, Vatanını, milletini kendinden çok seven,  İçi dışı bir, Sözüne güvenilir, kişilikli, doğruları söylemekten hiç çekinmeyen, Kendi tabiriyle dik duran, düz yürüyen ve düz yaşayan, Bir kanaat önderinin tabiriyle Peygamber ahlakıyla ahlak lan mış adam gibi bir  adamdı. Kendisine oy veren vermeyen tüm insanların sevdiği saydığı ve güvendiği bir insandı. Böyle insanlar yüz yılda bir dünyaya gelirler. Muhsin YAZICIOĞLU Günümüzde gençliğimize  model olarak sunulabilecek bir şahsiyettir. Ölümünün ardından, karşı görüşten insanların bile faziletli, bilge ve dürüst kimliğini takdir etmesi, onun farklılığını, insanî yönünü, model-insan kimliğini apaçık ortaya koydu. Cenazesinde ateist bir doktorun  “Ben doktorum, inancım yok; fakat Muhsin Başkan inandığı için inancına saygı göstererek Allah’a dua ettim.”  Demesi manidardı. İşte Muhsin YAZICIOĞLU böyle biriydi.

          Alp’lıkla Eren’lik, yiğitlikle fazilet onun ruh ve beden kimyasını, yapı hücresini oluşturuyordu. Bu onun bünyesinde, zorlama ve yapay bir sentez olarak değil, tabiî bir cevher, ilâhî bir eriyik olarak ortaya çıkmıştı. Bu değerler onun rûhuna karışmış, millî-mânevî bir rayiha idi. Şahsiyeti bu ilhâm, bu nizam üzere teşekkül etmişti. Bu özgün iklim, onda yalnızca bir teori, sadece bir belâgat değildi; özümsenmiş, rûha sindirilmiş, yaşantıya karışmış tabiî ve derunî bir hâl idi.

            Bizdeki çıplak siyasetin, kültürle, edebiyatçılarla pek fazla tanışıklığı/ilişiği olmaz; ama Muhsin YAZICIOĞLU, aynı zamanda bir fikir adamıydı. Sanatkâr ruhluydu. Duygulu ve lirikti… Onu öteki politikacılardan farklı kılan, bu bilgi ve duyarlılık derinliğiydi. Kutlu bilgi, beraberinde erdem ve duyarlığı da getirirdi.  

           Elem verici ölüm hadisesi ile, bütün Türkiye’yi aynı duygu derinliğinde buluşturma şerefi ona nasip oldu. Sanki o, son millî-mânevî misyonunu tamamlayıp, “sonsuzluğun sahibine” yürüdü. “Nane kokuları” ve kar taneleri arasından süzülüp, ebedî sükûnet yurduna, uçmağa göçtü…Vefatından birkaç gün önce, 19 Mart 2009’da görev arkadaşlarına karşı yaptığı bir konuşmada, “Her şey bir anlık…Hiçbirimizin garantisi yok…Biraz sonra ne olacağını bilmiyoruz!..” diyerek, sanki kendi sonunu/insanın kaderini anlatmıştı. Aslında o Mamak zindanlarında Medrese-i Yusufiye de söylemişti amacını “ Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum.” Diyerek…

             O siyaseti  bir ahlak ve fazilet mücadelesi olarak görmüştü. 1978 de çıkan Nizam-ı Alem dergisinin ve 1992 Milli Mutabakat metninde olduğu gibi siyasette de Allah rızasını gözetmeyi, İlahi kelimetullah için Nizam-ı Alem fikrini kendisine düstur edinmişti. Bir kanaat önderinin ”Manevi rütbelere talip ol. Yoksa insanlar önce alkışlarlar sonra da taşlarlar. İnsanlara güvenme, önemli olan manevi rütbelere talip olmaktır…” sözünü de yaşama geçirmişti. O idealini de ölümüyle gerçekleştirmişti. Can yoldaşı Hasan ÇAĞLAYAN bu durumu cenazesinde “Sanırım yüce Allah o kalabalıkları ona sağlığında göstermedi, kim bilir, belki kibir ve gurur yapar, gururlanır diye, Şimdi tabutun içinden bakıyordur milyonlara. İdealinin gerçekleştiğini görerek” Diye özetliyordu.

            Muhsin YAZIOĞLU O İlahi mesajı en iyi anlayan ve özümseyen kişiydi. Bütün beşeri vasıflarını özlüyoruz, hepsine ihtiyacımız var. Görüyoruz ki hepsini kaybettik, hepsinden uzaklaştık. Adalet, muhabbet, şefkat, özgüven, tefekkür, vefa, güven, dürüstlük, samimiyet… O

Allah Resulünün, “Bir elime ayı, diğer elime de güneşi verseniz yine davamdan vazgeçmem!” cümlesini sadece diliyle ikrar etmedi. O böyle düşündü, böyle inandı, böyle konuştu ve böyle yaşadı… “Gerçekten İnanıyorsanız Üstünsünüz” ilahi düsturunu hayatının her anında ve her türlü şartta, duruşuyla, mücadelesiyle ispatladı.

            Ölümünden evvel Son mülakatında Peygamber Efendimiz’ in (s.a.v) ismini duyduğunuzda hissettikleriniz nelerdir? Sorusuna cevaben “Hüzünleniyorum… Görevini yerine getiremeyen bir kölenin hicabı. Onun arkasında bıraktığı mirasa, onun istediği gibi sahip çıkamadık. Onu anlatamadık, çünkü onu anlayamadık. Onun adını duyduğumda bu nedenlerle hüzünleniyorum. Tüm peygamberlerin şahitlik yapacağı yargı gününde O’nun ümmetinden olma şerefini ve liyakatini inşallah taşırım. Allah onun şefaatinden bizleri mahrum etmesin.” Diyordu.

            O ölümden korkmazdı. “Müslüman ölümden korkar mı? Rabbine kavuşacaksın. Bundan güzel şey var mı?” derdi. “Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir” derdi. Ölümünden birkaç gün önce “ Hayat dediğin nedir ki. İşte bir nefes. Hu dedin mi yoksun. Üç günlük dünyada bu kadar  fırıldak olmanın manası yoktur.” Diyordu. Gerçekten ölümden hiç korkmadı. O hep Anadolu derdi. Benim mücadelem Anadolu çocuklarının fazilet mücadelesi derdi. O bozkırın çocuğuydu. Yine kendisini bozkıra teslim etti. Anadolu ya teslim etti. Anadolunun Yüce sarp dağlarına sığındı. Kirletilmiş hafızalardan, sinsi planlardan uzak olmak istedi. Siyasetin kirliliklerin her an yeni bir perdesinin açıldığı zamanda ölümüyle en büyük mesajı verdi. Kinlere, hırslara, mevki ve makamlara teslim olan insanlara ebedi aleme giderken de son mesajını verdi. Ve en güzel seçimde, en değerli yere oyunu kullandı. O oyunu sahibine teslim etti. 55 yıldır ulaşmak istediği Sonsuzluğun sahibine ulaştı. Rabbine kavuştu. Allah Rahmet Eylesin.

             Onun kutlu töre ve Kur’ân eksenli sahih ve kaynaştırıcı, birleştirici şahsiyeti, bütün kesimleriyle bu ülkenin kurtuluş tezidir. Bu derin ilmi, bu sevgi iklimini yeni nesillere yeterince aktaramaz isek, korkulur ki, daha çok sosyal sarsıntılar yaşarız.

             Bir büyüğümüz “ Allah için birbirini seven, ağlayıp gülen iki dosttan biri ölürse eğer, hayatta kalandır gerçek ölen.” Diyor. O halde o mu öldü. Biz mi öldük. Ey koca reis, Alperenlerin Başkanı.  Dünyada hep elimizden tuttun, korudun, kolladın, bizlerle ekmeğini paylaştın, Ne sorunumuz olursa sana koştuk. Hep sığınacak kapımız oldun. Yerine göre babamız anamız kardeşimiz oldun. Ama biz sana  sağlığında yeterince layık olamadık başkanım. Allah seni o kadar çok seviyormuş ki hiçbir pisliğe bulaştırmadan yanına aldı Seni Layıkın olan şehitlik mertebesine ulaştırdı. Ebedi alemde de inşallah Peygamberimize komşu oldun. Bu dünyada olduğu gibi, O ebedi alemde de bizim elimizden tut başkanım. Hani ebedi aleme talip olmamışmıydık. O uğurda yeminler etmemiş miydik. BAŞKANIM RAHAT UYU, 55 YILLIK HAYATIN REHBERİMİZ OLACAK. DAVAN DAVAMIZDIR.

            Ey Koca Reis. Alperenler senin hatıranı yaşatacak. Bak Pakistan da Muhsin YAZICIOĞLU köyü kuruldu. Ardından  senin gönül dostlarının köyleri kuruluyor. Mehmet Akif ERSOY, Ahmet YESEVİ, Aliya İzzet BEGOVİÇ, Şeyh ŞAMİL köyleri kurulacak. HAYDİ DOSTLAR BU SOFRADA SİZİNDE BİR MİKTAR TUZUNUZ OLSUN. BİRLİK YAZIN 3072 YE GÖNDERİN. 5 TL BAĞIŞLAYIN. HAYDİ ANTALYA HAYDİ TÜRKİYE………”

            Huzur dolu içimde

            Ben sonsuzluğu düşünüyorum

            Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum

            Durun kapanmayın pencerelerim

            Güneşimi kapatmayın

            Beton çok soğuk,

            Üşüyorum…

                             MUHSİN YAZICIOĞLU GÖNÜLDEN BAĞLILAR PLATFORMU

                                                          ANTALYA TEMSİLCİLİĞİ

“MUHSİN YAZICIOĞLU” için 1 Yorum

  1. deren diyor ki:

    BİR YİĞİT VARDI…………..
    —- GEL KABE’ DEN GELİR GİBİ GEL.
    —- GEL MEKKE’ DEN GELİR GİBİ GEL.
    —- GEL MEDİNE’ DEN GELİR GİBİ GEL.
    —- GEL SİVAS’ TAN GELİR GİBİ GEL.
    —- GEL HZ.MUHAMMEDİN SANCAĞI ALTINDA GEL.
    —- GEL ŞEHİT LİDERİMİZ OLARAK GEL……….
    SENİ UNUTMAYACAĞIZ YİĞİT ADAM. O GÜN SANA VEDA ÇOK ZORDU. O GÜN BİZLERİN SABIR GÜNÜYDÜ. ÇÜNKÜ SEN GÖNÜL ADAMIYDIN. SENİN GİDİŞİNE YÜREKLER DAYANAMAZDI. AMA BİZİ TESELLİ EDEN BİR ŞEY VARDI. PEYGAMBERİMİZİN SANCAĞI ALTINDA VE ALPERENLERİN PİRİ TACETTİN SULTANIN YANI BAŞINDA BİR YİĞİT VARDI. VE O YİĞİT Kİ VARLIĞIN VE YOKLUĞUN SAHİBİNE YANİ SEVGİLİSİNE KAVUŞMUŞTU. RUHU ŞAD OLSUN……. (O ARTIK ÜŞÜMÜYOR Kİ..)
    Sayın Antalya Temsilcisi Ahmet Beye çalışmalarında başarılar diler. Yoluna devam etmesinde ALLAH Yar ve Yardımcısı Olsun…. DEREN

Yorum yapın